Kendi çevremde dönüyorum bugünlerde, ne oldu bilmiyorum…
Sıcak temmuz günlerinin insanın içinde yarattığı ahenge uygun dönüşler aslında bunlar, ağustosa giden yolun heyecanına kaptırdım kendimi…
Ne kadar çok toz biriktirmişim öyle, bir bilsen…
İyi kötü çirkinin hayatı sınadığı, kim bilir kimlerin ruhlarını ezip geçtiği, belki bilgece belki de hiçbir şey bilmeden savurduğu yılların rüzgarı…
Siyahla beyazın birbiri arasına sınır çektiği. Aslında beyazı siyahın, siyahı beyazın temsil ettiği dünyanın ufuklarından kalma bir mücadelenin iziydi o, boynumda ki kolyeydi… kolye Che’nin astımı değildi ama siyahta çirkinlik değil…
Yağmur ormanlarında başlayan hikayenin, bugünlerde sorgun ormanlarına kadar dayandığı bir gerçek vardı; geleceğimi arıyordum…
Temmuz sıcakları hayatımı köpürtürken, sırtımı yasladığım sıcağa sudan bahanelerle nankörlük ederken, kalemimden damlayan her bir damlada hala süren bir gelecek arayışı bu…
Fırtınaların yarattığı bütün ahenkli anların ürettiği biçimsel sözlerin savurduğu yalnızlıkların gölgelediği insan hayatının kavrulduğu toz-toprak birikintisi.
İyi çocuklarla-kötü çocukların arasına sıkışan dünyada, politikacıların statükoyu beslemek uğruna ürettiği bütün düşüncelerin temsili bir dizgisi de olmalıydı elbet. Bilgiyi köreltmenin, bilgisizlikle ortaya çıkan bilgili dizgilerin üretmeden tükettiği anlamlı anlamsız bütün öykülerin yarattığı bir karbon kokusu.
Karanlık resimlere sıkışan olmaz yapma cümleleri.
Karanlık resimlerin bıraktığı hüzün, belki de karanlık resimlerin yarattığı hüznün dalgasına kendini kaptıran dünyanın yarattığı yeni bir kirlilik dalgası.
Hepsinden sıyrılıyorum…
Farid Farjad dinliyorum onların yerine bol bol, dünyanın en güzel kuzeninden bana miras Farid Farjad. Onun, kendine acıyla keşfettiği ve eklemlediklerini, ben gülümseyen bir yüzle dinliyorum, masalımda sen varsın…
Önüm ağustos, sıcakların ahengini daha da sıcakla kurgulayacağı günlerin başlangıcı, son baharı çağıracağı günlerin başlangıcı…
Kim bilir daha neler, daha neler diyeceğim günlerin başlangıcı…
Üşütme ruhunu o yüzden, üşütme… yoksa, anlamışsındır, benimki buz kesiyor…
Birde dilimde tüketemediğim Zuhal Olcay şarkısı var, onu da başka zaman yazarım.