Bu sabahların bir anlamı olmalı der Vega camlar açık kalmış üşürken… Devam eder grup parçaya ‘bu sabah bir umut var içimde nasıl olsa geri gelirsin diye’
Küçüklüğümü düşlediğimde ona dair bir iz yakaladığım an, kedimin isminin Boncuk olmasıdır ki; babamın o sarı kediye her Tekir dediğinde dudaklarımı büküp ‘Boncuk o’ demem vardır ki babamla düştüğümüz ayrılıklardan bir tanesidir… O tatlı sıcak soba hayatının beraber yuvarlandığımız parçası beni terk ettiğinde duyduğum kırgınlığı hatırlayacak kadar büyümüştüm belki…
Gençliğimde her zaman ‘tekmelemek’ için ihtiyaç duyduğum küçük şirin yaratıklardan bir tanesine John Lennon arkadaşlık etmiş, ismine benim gibi ‘tespih tanesi’ değil de ‘Elvis’ adını vermiş. Kimine göre bir ‘ironi’ yaklaşımı olan bu durum kimine göre ise hayranlığın bir ifadesidir…
(Rock’n Roll) Sallan yuvarlan dan ‘Rock’ haline geçen bu karmaşık ve muhalefet müziğin küçük şirin yaratıklarla ilgisi ‘sevgi’ temelinde ortak bir uzlaşı ile sağlamadığı gibi, bu garip hayvanlara da ‘tamamen’ bir düşmanlığı yoktur. Zira ‘tekmelemekten’ kastım da hiçbir kediye vurmuşluğum yoktur. Uzak durmaya başladığım yılların ifadesidir.
Yine de ‘hayvan severleri’ tedirgin eden şarkı Bob Dylan’ın ‘Cats İn The Well’ isimli parçasıdır ki; Dylan’ın statükoya saldırma aracı olarak bir Kedi’yi resmetmesine verilen tepki ‘ironik’ bir vakadır.
Boy George’nin sevgilisine ‘Fat Cat’ demesinden Quenn grubunun soğukkanlı kedisine kadar yapılan birçok Rock eseri bu küçük şirin yaratıkların ‘devrimci’ muhalefette rol edinmesini sağlamıştır.
Rock tarihine ‘simge’ sayılmış bir başka şeklin; yani ‘yıldızın’ kedilerle örtüşmesi nerede başlamıştır bilmezdim ama ‘yıldız’ simgesini bir şekilde hayatına adapte etmiş biri olarak kendime yaptığım küçük yıldız minyatürünü gören ablamın beni ‘satanist’ sanıp korkması 99 yazına denk gelir ki daha ‘deprem’ olmamıştır, havalar hala sıcaktır.
O tarihlerde sokaklarda polis tarafından ‘avlama’ mücadelesi vardı ki, çalışma hayatından kaynaklı bir düsturla ‘polise’ bulaşmışlığım yoktur. Zira şimdiler de ‘resim’ sanatı ile yakın ilgisinden kaynaklı ‘ressam’ unvanı edinen genç kızın, kendi arkadaşına uyguladığı ‘zulüm’ pek hatırlanası değil. Yine de sokak da yürürken mahallede ki kedilere ‘tekme’ atmamaya özen göstermişliğim oldu.
Konunun sevimli küçük şirin yaratıklardan ‘iğrenç’ boyutlara gidişinin hikâyesinde, ‘muhalefet’ kaynaklı bir ortaklaşa güdünün ‘katalizör’ vazifesi gördüğü bilinmektedir.
Zira yıldızın asıl simgelediği eşyanın tabiatı gereği ‘din’ ölçülerinde açıkça bilinmektedir. Bu bir beğenmeme, başkaldırma hali olduğundan tevekkeli ‘muhalefet’ bir yola sapması kaçınılmaz olmuştur.
Birçoklarının iğrenç boyutlarını değerlendirirken, sahne şovlarına duydukları tepkiyi anlamlı kılmanın bir yolu olmalıydı. Nihayetinde ne sahneye atılan ‘civcivleri’ ezmişliğim vardı ne de İspanyol iç savaşında Lorca’yı öldürene kadar binlerce insanı sahnede ki civcivlerden daha acı bir biçimde ‘idam’ etmişliğim.
Satanizm’in Şeytani İncil’de ki 21 maddesinden biri şöyledir;
‘Demircilik, ölümün kılıcını işlemek dışında hiçbir sanatsal değere sahip değildir. Ancak ölüm getiren kılıç, bir sanat şaheseridir.’
Dinlerin ve inananlarının Satanizm’in dehşetine karşı gösterdikleri ‘sevgi’ refleksinin neresine ‘demirden kılıç’ yapıp demirciliğe ‘sanat’ sıkıştırdılar bilmiyorum ama ‘muhalefet’ noktasında yaşanan bu buluşma felsefi birçok taşı yerinden oynatacak kadar hazin hikâyenin bir başlangıcıdır aslında…
Kentli birey ‘Kendini Aşma-Ego’ öğretilerinin ‘yaratıcı’ konumunda ki ‘Şeytani İncil’ i bilmese bile, ‘kentliler’ peşinde olduklarından habersiz ‘satanizme’ tepki duyarken Lübnan da ölen çocukları ‘din-dil-ırk’ bütünlüğünde sorgulamayı düşündüler mi ki hiç sahnedeki civcivler için ‘vahşet’ kelimesini kullandılar?
İspanya’da ki Boğa güreşlerinden Türkiye’de ki Deve güreşlerine kadar birçok ‘insani’ olmayan durumun ‘resmi’ yaşandığı yıllarda sorgulamadan uzak heyecana kendini kaptıran ‘dindar’ dünyalıların dinsiz Rocker’lerin kedilere olan ilgisini isimlendirirken düştükleri ‘iğrenç’ tutuma dair söylencem ‘kızgınlıktan’ öteye gitmeyecektir…
Zira
Şeytani İncil’in yazarı La Vey’in görüşleri Satanistler arasında ‘tartışmalıda’ olsa etkilidir ve kendisi ‘hayvana’ yapılan eziyeti hoş görmez ve sanıldığı gibi şeytana tapmak bir yana kendisinin ‘varlığına’ bile inanmaz. En büyük hayvan ‘insandır’ La Vey için.
Bingöl’de ayı taşlayabilir, Mersin’de canlı köpeği çöp arabasına atabilir-zehirleyebilir, yakmalık sunu ya da kurban adıyla katliama yol açabilir, günah keçisini kiliseden aşağı atabilir, atları koşturabilir, tecavüz edebilir, kürk yapabilir ve ‘dini’ vardır. Bu dinde ‘kötülüklerin efendisi’ Satanizm değildir.
Sözde ‘barış’ içeren ‘savaş’ çağrısıdır inancı…
Satanizm ve Rock temelinde yaşanan bu büyük ‘muhalefet’ buluşmasının kutuplaşması olan küçük şirin yaratıktır Kedi’ler.
Evrensel bir müzik olan ‘Rock’ kendini ‘muhalefet’ olarak tanımlamaya devam ettiği sürece, devrimci muhalefetinin ‘temsil’ görevini de kedilere yüklemeye devam edecektir…
Ve ‘muhalefet’ olan her inancın kendi temsil gücünü ‘Rock’ tan almaya çalıştığı son zamanlarda, ‘muhalif olmayan muhaliflerin’ kendini ‘Rock’ görme gayreti de Satanizm’in ‘Rock’ anlayışı kadardır…
Pentagram’ın ‘hepsi bir hepsi haktan’ diye devam eden şarkısının ‘kentli’ sahnelerde kendini yitirmesini beklemektense;
Sahnelerde civciv ezdiği söylenen Ozzy Osbourne’nun sahnede ki seyirciden gelen ‘çikolatayı’ ağzına götürüp yemeye çalışmasını ‘yarasa’ yiyor diye yorumlayanların ‘vahşet’ tanımlamasına kulak asmadan, asılsız ‘Rock’ efsanelerini ‘dindar’ dünyalıların ‘saçma’ örnek hikâyelerinde betimlemelerine hicvederek,
Küçük şirin kedilerin artık evimde değil bahçemde yaşadıklarından duyduğum ‘hazla’ birlikte Bulutsuzluk Özlemi’nin senfonisine bıraktım benliğimi…
daha geniş bilgi için www.sanatsozluk.com adresine bakabilirsiniz…