Özgür Kadın Ayşe (1)

Bir sabahtı, o sabahtı, ansızın kızdı Ayşe; (ama yüksek sesle dile getirmiyordu kızgınlığını, bu tamamen içsel bir tepki) ne uğraşıyordu bu ateistler dinleri ile. İnciniyordu böyle olduğu zamanlarda. Herkes kendi işine baksa ya, özgürlük dedikleri şey kendilerine gelince neden yoktu?

Yazarın notu; haklıydı Ayşe, özgürlük bir nimet gibi bir şeydir, herkes özgür olmalı, istediği gibi hür yaşamalıdır. Bunun önünde hiç kimse engel olmamalı, olamaz. Kimsenin yaşayışına müdahale etmek hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi, hiçbir sistem özgürlüğün önüne hiçbir engel koyamaz. Hatta devlet özgürlüklerin koruyucusu olmalıdır. Bu bahisle kendi istediği gibi bir yaşam seçmiş olan Ayşe yazar tarafından ‘özgür kadın’ olarak anılacaktır.

Küçük çocuk ki bu çocuk iki yaşında ya vardı ya yoktu, belki 14 aylıktı. Ayşe’nin eteğini çekiştirdi. Altını kirletmişti ve ağlıyordu. Bu çocuğun gözünden dökülen her bir damla yaş Ayşe’yi üzüyordu, anası da bir duyarsız, bir duyarsız… baksana çocuk altına yapmış zırlıyor o hala internet peşinde.

Baksana kızım çocuğuna sen, kime diyorum, Fatma, bak beni duyuyor mu. Sabah sabah oturdun yine bilgisayarın başına.

Ay bir çocuğun altını temizleyemedin Ayşe, bana sesleniyorsun. Bari Ahmet’i uyandır, okula gidecek o da.

Ay, delirecekti şimdi özgür kadın, hem çocuğa bakmıyor, hem de laf ediyor. Oturmuş bilgisayarın başına. Önce işini yap, ondan sonra bak neye bakacaksan. Daha kahvaltı masası duruyor olduğu gibi. Hala toplamamış.

Ahmet, kalk canım benim. Haydi, okula gideceksin bak.

Gözleri çapak çapak, sevimli gözlerini kısa kısa kadına baktı küçük çocuk. Ahmet daha sekiz yaşındaydı. Daha ilk okul ikinci sınıftaydı. Yakında kutlanacak olan 23 nisan için bir şiir gösterisi düzenlemişlerdi. Ahmet o yüzden normalden daha erken gidecekti okula. Prova yapmaya.

Ama çok erken değil, Ahmet’in öteki kardeşleri gitmişti okula çoktan. Hatta onların yemek yediği masa hala duruyor diye kızıyordu ya özgür kadın Fatma’ya…

Ahmet o masaya oturdu eli yüzü ıslak bir biçimde, özgür kadın ona bir bardak ılık süt hazırlamıştı elini yüzünü yıkarken, o sırada küçük çocuğun altını değiştiren ve onu yine bir oyuncağın başına bırakan Fatma gelmişti masaya.

Benim oğlum şiir okuyacak okulda. Bunları söylerken Ahmet’in başını okşadı Fatma, o sırada özgür kadın şaşkın sordu.

Ah ne şiiri?

Ya neden erken gidiyor sanıyorsun. Öğretmeni ona şiir öğretmiş, akıllı oğlum benim. Onu okuyacakmış 23 Nisan’da çalışmaya gidiyor.

Bilmem daha yeni duyuyorum ben.

Daha dün belli oldu sende. Akşam ki patırtıda söylemeye vakit mi kaldı?

Doğru ya, akşam ne patırtı kopmuştu öyle. Ayşe’nin liseye giden kızı Firdevs öğretmen olmak istediğini kaçırmıştı ağzından babasının yanında. Babası ise öğretmen olmasını istemiyordu kızının. O yüzden çok kızmıştı. Oysa Firdevs ne çok istiyordu öğretmen olmak. Kaç sefer özgür kadına bu düşüncesini söylemişti de annesi bir şey dememişti. Hele sınavlar bir geçsin demişti sadece. Babasına göre kızı öğretmen olmamalıydı. Üç kuruş öğretmen maaşı ile 24 saat deli gibi çalıştırıyorlardı öğretmenleri. Hem Firdevs örtünüyordu. O halde nasıl öğretmenlik yapacaktı, şimdilik okula giderken başını açıyordu ama evlendikten sonra olmazdı öyle şey. Hem ya evleneceği adam istemezse Firdevs’in çalışmasını… bu yüzden babası bir hayli söylenmişti Firdevs’e, evde bir damla huzur kalmamıştı koca bir akşam.

Fatma bu arada alelacele masayı toplamış, Ahmet’in pantolonunu-süveterini giymesine yardımcı olmuş onu göndermiş bilgisayarın başına oturmuştu bile. Özgür kadın hala masada oturmuş düşünüyordu bu kız ile ne yapacağını.

Kutlu doğum haftası nedeniyle bir konferans varmış, ona gider miyiz Ayşe?

İrkildi Ayşe, bilmem diyebildi sadece. Vaktimiz olursa gideriz diye de ekledi. Kutlu doğum haftası da ne kadar çok tarih değiştirmişti böyle. 23 nisan yüzünden hep değişiyordu tarihi. Dinsizler, Peygamber’in doğum tarihinden önemli tutuyorlar 23 nisanı.

Yazarın notu; kutlu doğum haftasının tarihlerini değiştiren bizatihi kutlu doğum haftasının tertipçileridir. 23 nisana alternatif kutlama yapıyorsunuz diye eleştirilince üç sefer kutlama tarihlerini değiştirmişlerdir. Yine de bu tarihler 20 nisan ve çevresindedir.

Hem okullarda da kutlamıyorlar kutlu doğum haftasını. Günahlarından yatacak yerleri yok.

Efendim?

Sana demedim.

Bana dedin demedim ben, efendim dedim, ne dediğini duymadım.

Ayy, duymana gerek yok işte. Hem sen Sümeyye’ye baktın mı? Bıraktın çocuğu oturdun oraya yine.

Ay patlama, bakıyorum, burada oyun oynuyor. Kıyamaz annesi kızına.

Kıyamazmış, çocukla ilgilendiğin yok.

Şimdiki gençlerde bir tuhaf, takılıyorlar o aletin başına. Tamam kullanmalarına bir şey demiyoruz ama işler bitsin önce değil mi? Namazı bile aksatıyordu Fatma, kızıyordu bu yüzden Fatma’ya özgür kadın. Nasıl kızmazdı ki; namaz kılmak bu en önemli görevdi, nasıl aksatılırdı, tamam hastayken kılmıyordu, o zaman bir şey demiyordu özgür kadın. Hoş hasta olduğu zamanların kazalarını bile aksatıyordu ya Fatma. Olsundu yine de seviyordu Fatma’yı…

Yazarın son notu; devam edecek…

Yayınlandı:  on Nisan 28, 2008 at 11:15 am Yorumlar Kapalı