Gidişini Seyrediyorum

Dar sokaklarında geziniyorum şehrin, her bir adımında dilimde kahrolası bir gitme var… tepemde yağmur, az önce başladı, bankı ıslatıyor, yürüyorum.

Sigaramdan nefes çekmiyorum zira yasaklandı artık öykülerde sigara içmek. Tanrı’nın sevgisinden, peygamberin iyi bir huyundan, uyuşturucun kötülüklerinden, içkinin zararlarından, Çanakkale’ de ki kahramanlıklardan bahsetme zorunluluğu getirilmeden hayata salınıyorum, kaldırımın köşesine, elleri uyuşmuş küçük bir çocuk hüznü görüyorum merdivenlerde, otobüs geçiyor, camı sen oluyorsun…

Buhar boyuyor camı, sen kokuyorsun, dişlerim sızlıyor.

Dilimde bir gitme var, gittiğin yöne doğru bakarak, cenaze miyim neyim?

Akşam saati ya, her bir damlasını görebiliyorum kar taneli yağmurun, rüzgarın yumuşaklığı çarpıyor alnıma, alnım ay yıldız olmuş, biliyorum övmeliyim onu ama derdim sensin şimdilik.

Geri dönüyorum, şehrin içine akşam kalabalığına doğru, bir tekme atmak istiyorum ağaca, yanından geçip gidiyorum. Sevmiyorum o ağacı, her bir dalı bana hayatımı hatırlatıyor, ben büyüdükçe büyüyor o çınar, gövdesinde sen görüyorum oysa, sevmiyorum sahilden denizi seyretmeyi sevmediğim gibi o ağacıda artık…

Kar yağıyor zannediyorum yağmurla karışık, beyaz melekler iniyormuş yeryüzüne dilenci söylüyor, dilenci dedimse, küçük bir çocuk, elinde bir kaç mendil ya da yüzünde tebessüm, ne fark eder diyorum. Barın kapısında ki deliye bakıyorum, delisin sen diyorum, aslında sen delisin, bakma bana deli dediklerine, deli olan sensin. Bana bakıyor yine de, bir sigara tanesi kadar isteği var, hayat diyorum, geri dönüyorum, nihayetinde barda ki her bir masada ismin yazılı…

Tren geçiyor gidiyor, hissediyorum. Gidiyor, treni seyretmek istemiyorum, seni giderken seyretmek istemediğim gibi, arkamı dönüp uzaklaştığım gibi uzaklaşıyorum.

Şehrin bir orasına, bir burasına savrulmaktan yorulduğumu hissediyorum, bir köşeye sinmek, sessizce, ürkekçe beklemek istiyorum, durmak kalbimi yoruyor, nefesim sen oluyor, yine yürüyorum. Yaşlı bir adam durduruyor, saatimi soruyor, nefesleniyorum, saat daha yedi…

Nasıl geçer bu gece, nasıl biter.

Pasajın girişinde ki küçük bir mağazadan gelen müziği duyuyorum, bırakıyorum kendimi, pasaja giriyorum, az ötede kitap satan bir dükkan görüyorum, kitaplardan birine bakıyorum, evrimin nasıl bir aldatmaca olduğunu yazıyor, geldiğim yöne geri dönüyorum. Canım yanıyor, savruluyorum.

Ara sokağa giriyorum, bu sokak nereye gider ki, dönüyorum geri, eskiden bu sokakta ikinci katta bir kahve vardı, gülümsüyorum. İşte orada diyorum, evrim aldatmacasına inanmayanlar, yani insan olarak doğanlar.

Kar taneli yağmur saçlarımı iyice ıslatmış, bir yere gidip sıcak bir şeyler içmek istiyorum. Alışveriş merkezine giriyorum. Sessiz bir masada sessizce bekleyebileceğim bir sandalye buluyorum. Çaya bakıyorum, sana benziyor, bağırmak istiyorum, susuyorum, görmedin biliyorum.

İçmiyorum…

Tekrar yürüyorum, üst katlara değil çıkışa doğru, geldiğim yöne değil bu sefer. Kendimden olmayan yöne, senin ve benim olmadığımız yöne, olamadığımız. Gizlendiğimiz hayatın öteki karmaşasına, eski bir cami görüyorum, cami karanlığında bir aydınlık var sanki bahçesinde, bahçesine girmiyorum, kocaman kapısının renkli sanatından uzakta bir yere düşüyor düşüncelerim, eriyor gidiyor…

Seni seyrediyorum zannediyorum…

Yayınlandı:  on Nisan 25, 2008 at 9:19 am Yorumlar Kapalı