Evimde oturmuş çekirdek çitleyip çıplak kız resimlerine bakarken hayatımın faciası denen olaylar zinciri birbiri ardına şekillenmeye başladı…
Çıplak kız resimlerine bakıyor olmamda ki sebep çocuklarıma anne arıyor olduğumdur şüphesiz zira dernek başkanımız kadın başına üç çocuk istemişti bizden. Nihayetinde bu isteğini söyler söylemez üzerime düşen 12 çocuk görevini yerine getirmek için kollarımı sıvadım. Çekirdek yiyor oluşum sadece bir aldatmaca idi.
Bu ulusal görevimizin diğer ulusal görevlerimizden işime gelir yanı şüphesiz kolay ve zevkli olmasından kaynaklanıyor.
Her neyse, kapımın çaldığını duyduktan sonra tereddüt etmeden gidip açmam bir oldu. Aslında kapı zaten açıktı ama kapıdakinin zili çalıyor olması şüphesiz bir yabancının geldiğinin habercisiydi.
Kargo şirketinden bir kurye gelmişti, elinde ki paketi benim teslim aldığıma dair getirdiği belgeyi imzalarken kimin gönderdiğini sormuştum; ben nerden bilirim abi, orada yazıyor işte üzerinde bak diye söylendiğinde işaret ettiği yerde ki ismi görünce keyiflendim. Bir gün önce doğum günümdü ve yakın bir şehirden arkadaşımın hediyesi olduğunu tahmin ettiğim paketi keyifle kucakladım.
O sırada zaten bir pervasızlık yapmış olan kurye çocuk ısrarla ikinci pervasızlığını da yaptı; abi sizinkileri göz altına almışlar…
Kimdi ki o bizimkiler! Anlamsız anlamsız yüzüne bakarken söylemine devam etti; sabaha karşı çeteciler miymiş neymiş polis hepsini götürmüş deyiverdiğinde kimden bahsettiğini şıp diye anladım ama benimle alakası neydi onu çözemedim. Neyse abi, senin ne dediğini aslında hiç anlamıyorum ama sen bu ülke için iyi şeyler söylüyorsun bunu fark ediyorum, ben senin tarafındayım, bu ülkenin topraklarının satılıyor olmasına seyirci kalmayanları görüyorsun ne hale getiriyorlar diye hızlı hızlı konuşarak merdivenlerden seğirtti ve gitti.
Daha ben ona, benim bu ülkeye olan sevgimle, ırkına izmihlal edilmesini istemeyenlerin sevgisi arasında ki farkı anlatacaktım ama nihayetinde kimin ne olduğunun fazlaca bir öneminin kalmadığını daha sabahtan hissetmiş olduğum için dernek başkanının bana verdiği görevi yerine getirmeyi kendime uygun gördüm.
Ondan önce arkadaşımın bana yolladığı hediye paketini açmak için heyecanla salonda ki geniş koltuğa oturdum ve ağzım kulaklarımda kurdelesini çözüyordum ki telefonum çaldı… telefona uzanıp açtığım sırada paket yere düştü ben telefonda ki abiye iyi durumda olmadığımı anlatmaya çalışıyordum ki sana güzel bir haberim var diye söze girdi. Neymiş o bile dememe fırsat vermeden ardı ardına kelimeler dizildi; bizim burada bir iş adamı kendine mezar yaptırıyor, gayet güzel, ben fotoğraflarını yollarım sana bir bak, kesinlikle çok güzel. 1 milyon avro masraf yapmış adam, kendi büstü bile olacak üzerinde. Bak bu fırsatı kaçırma derim.
Tabi ki ne fırsatı diye sordum abiye, kesin beni makasa aldı bir entrika peşinde koşuyor diye düşünüyordum ki; yahu adam dini inançları gereği yani Katolik olduğu için mezarın özel bölümüne gömülmeyecek, mütevazı olduğu için plağın önünde ki boşluğa eşi ve kendisi gömülecekmiş. Bende fırsat bu fırsat oraya seni gömelim diye düşündüm deyiverdi…
Yahu beni niye gömüyorsun abi ben senden gencim dedim, tamam benden çok yaşama sevincin olabilir ama doğa genellikle sıra ile alıyor insanları, arada bir sıra karışıyor ama istatistikler önce senin gideceğini söylüyor diye bitirdim cümlemi.
Olsun olsun dedi, sana ayıralım orayı, gayet güzel bir yer, fotoğraflarını bir gör ondan sonra karar ver, yeşil yeşil ağaçların arasında hem diye tamamlarken sözlerini bende; abi hazır dindar bir mezara girecekken önden bir iki ayin falan yapsam da cennet yolunda etkisi olur mu diye sordum. Haliyle, abi kararlıydı mezar yerini bana şey edecekti…
Akşama konuyu daha detaylı görüşmek üzere kapattık telefonu, önümde ki hediye paketine bakarken hayatın aslında bir sonu olduğu düşüncesi belirdi gözümün önünde. Benim için bir sonu vardı orası kesindi ama kimileri için sonu olmayan bir hayat başlıyordu onun farkında olmak daha da yordu ellerimi, uzandım açtım hediye paketini…
İçinden siyah bir seccade çıktı, üzerinde kırmızı iplikle işlenmiş orak çekiç figürü vardı, üzerine yıldız dikilmiş bir takke ve kırmızı taşları sarı imamesi ile siyah iplikli bir tespih…
Arkadaşım birde not düşmüş üzerine; doğum gününün bir gün geçtiğini biliyorum. Doğum günü kutlamak günah olduğu için bir gün sonrasına yolladım hediyelerini. Umarım beğenirsin.
Seccadeyi yere serdim, başıma takkemi taktım, diz çöküp oturdum. İlk ve son duamı ettim; Allahım; bu baş koyduğumuz yolda demokrasiyi muzaffer eyle. Bütün işçi kardeşlerimizle sana sığındık yarabbim. Kendi kılacağı namaz için sana inananları camide bekletenlerden bizi koru. Başı açık kadınlarımıza donsuz dedikten sonra birde utanmadan onların çalışınca önüne gelen herkesle yatıp kalkacağını düşünenlerden koru rabbim…