Sıra sıra dizdiler ip gibi… sağ baştan say; bir iki üç dört…
Okulda mısın, askerde misin, yolda mısın fark etmez.
Giy üniformayı üzerine, çok soru sorma!
Ne olduğunun, neye inandığının bir önemi yok, sen ben ne istiyorsam osun… şimdi milli coğrafya öğreneceksin, Tuna Nehri’nin öteki yarısı coğrafyanın milli olmayan kısmından o yüzden bizi ilgilendirmiyor…
Bakma kendini katır kutur ses çıkardığı için farklı addedenlere, hiç birimizin ötekinden farkı yok…
Evet bende biliyorum yok, hepimiz insanız! Ama sen biliyor musun?
Bilmiyor!
Hepimizin farklı düşünebileceğini, aynı nesneye baksak bile aynı şeyi görmeyebileceğimizi bilmiyor, bilmediği içinde kendi gibi görmeyene saldırmayı marifet sayıyor…
Silahıyla-sopasıyla…
Ve idam sehpasıyla!
Ah ne iftiracıyım ben, kime işkence yapılmış ki oysa! Kim idam edilmiş, amaç sadece yıpratmak. Yıpratmak için çirkin kampanyalar üretiyoruz, bir tarafımızdan nesnel olmayan bir masalı geçmişe dayandırıp uyduruyoruz…
Hem bak şeriatta gelecek, şeraitten belli geleceği, gelmesin diye yırtınıyor, bizde uyduruk teranelerle yıpratıyoruz yırtınan adamı.
Yıpratmayı bırakıp destek olmalıyız. Sokağa çıkmalıyız, demokratik tepki göstermeliyiz.
Niyeyse!
Kafamıza vursun diye. Milli coğrafya ile şekillendirdiği uyduruk ayrımı milli matematikle gözümüze soksun diye. Okullardan beğenmediklerini geri göndersin, beğendiklerine de…
Elimize zorla silah versin diye, istemeyeni; yoksul-işsiz bıraksın, deli ilan etsin, hapse atsın…
Emel’in ki gibiler hariç ama!
Kavrayamadığı şey şu; sokağa çık dediği insanlar öyle bıkmış ki, a dese gıcık olsun diye b diyor…
20 yaşındaki çocuklarımızın ölüsüne sahip çıktığımızda, canımız yandığında, gözlerimizden nefret aktığında “kendine” sahip çıkıldığını zannediyor…
Oysa bu bir rövanş!
Hor görülen, yok sayılan, dışlanan, aşağılanan… cahil addedilenlerin, isimsizlerin rövanşı… hem de en sağlamından bir oyunla; hem gericilere hem de militaristlere karşı… demokrasi adına, insanca yaşamak adına…