Şiddetin içinde barış istemek zordur…
Teori ya da pratik siyaset üretenlere gerek yok, sokakta, rast gele, hiç alakasız birine söylesen alacağın cevap belli; şimdi onda silah var vs vs…
Kaç cenazenin üzerinde yaşıyoruz haberin var mı senin?
Kaç şehit verdik, kaç arkadaşımız öldü, kaç kişi işkence gördü…
Hesaba gerek yok, ben söyleyeceğim, binlerce asker, binlerce polis, binlerce gerilla, binlerce militan… öğretmen, köylü… say say bitmiyor…
Eğer rakamları merak ediyorsanız, ölenlerin ve öldürenlerin kaynaklarına bakın, çünkü onlar ölü saymayı seviyor…
Yaşatmaktansa…
Çünkü onlar siyaseti güç sanatı zannediyor…
Doğrudur, siyaset parayla yapılan bir şey, kaynakları güçlü olan daha büyük çapta ölü sayar, Hitler gibi mesela…
Türkiye’nin, darbe-şeriat-sivil darbe söylentilerinin ayyuka çıktığı bir noktasında, karşılıklı hesaplaşmaların, tehditlerinin savrulduğu bir ortamda yeni bir 2 Temmuz daha geçti…
Herkesin karşısındakini kendine benzetme çabasının, zihninin ürünüdür 2 Temmuzlar…
Tehlikenin nerden geldiğinin bir önemi kalmıyor, öyle bir an ki, şiddet duygusunun en son haddine ulaştığı…
İnsanın insan olmayı içine sindiremediği, kendi yarattığı dünyaya herkesi hapsetmeye çalıştığı bir dünyanın eseridir 2 Temmuzlar…
Bir daha yaşanmaması dileklerini bir kenara bırakıp, bir daha yaşanmaması için atılacak her bir adımın insanlık için değeri vardır…
Sivas’ın adını kirletmemek için Madımak olayı demenin, Sivas’ın bu olayla anılıyor olması gerçeğini değiştirmediği gibi Türkiye’nin tarihi gerçeklerini de örtbas etmez…
Madımak Otelinin müzeye dönüşmesi, üstelik bu müzenin sadece Sivas faciasına değil, Türkiye’de yaşanan bütün felaketlere ev sahipliği yapacak olmasının insanlık için anlamı vardır…
İnsanlık için bir adımdır… insanlık için yürümek, her şeyden önemlidir…
