Defol Git Artık

Yazar çok düşünmüş, bir masal, bir heyecan ve çözememiş…

Bir masal gibi başlamak istediğini anlatmaya çalışıyor yazar. Ahenkli olmalı, şiirsel ve akıcı… masal gibi. Ve bütün noktaları koymalı. Çünkü başka bir dünya yok.

En sonunda başlayamamış tabi ki. Karar vermiş, masal gibi başlamak istediğini ama başlayamadığı için masal gibi başlamak istediğini yazmanın, masal gibi başlamaya eşdeğer olduğunu söylemenin yeteceğini düşünmüş.

Okuyucu kendi hayal edecek; portakalı soydum, başucuma koydum, ben bir yalan uydurdum…

Küçük kız, çevresinde daire oluşturmuş öteki küçük kızları sayacak; bir iki üç… ve içlerinden biri ebe olacak. Onlar, ebe olanı seçtikten sonra, körebe oynamaya başlayacaklar. Bu bir sokak, insanların yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı gezindiği, küçük çocukların oyun oynadığı bir sokak. Bir köşesinde çöp tenekelerin olduğu…

Yazarın pencereden seyrettiği; karşı binanın balkonunda ki teyzenin çamaşır astığı, bir başka balkondaki ablanın camları sildiği, genç bir kızın balkonda kitap okuduğu, bir abinin bisiklet tekeri ile bir şeyler yaptığı, bir başka amcanın hiçbir şey yapmadan yazar gibi sokağı seyrettiği karşılıklı binaların arasında kalan bir sokak.

Sokaktan bir başka ayrıntı; iki araba ardı ardına park etmiş, öndeki eski arabanın kaputuna bir genç yaslanmış, onun karşısındaki iki genç ayakta durmuş sohbet ediyorlar. Onlardan biraz ileride küçük çocuklar körebe oynamayı bırakmış ip atlıyorlar… ne kadar zaman geçtiyse.

Yazar hala nasıl başlayacağını düşünüyor masala…

Yazar, evin salonunda, salonun camından sokağı seyrediyor.

Okuyucu hayal edebilsin diye yazar evi tarif etmeli; bu bir salon, iki tarafında iki çekyatın, çekyatların karşısında bir televizyonun, iki çekyatın ortasında bir sehpanın, çekyatın birinin duvarla kesiştiği yerde uzunca bir çiçeğin, öteki çekyatın üzerinde duvarda asılı üzerinde kilise-cami-havra figürlerinin olduğu bir tablonun bulunduğu salon… daha bir sürü ayrıntı var tabi ki, mesela biraz ileride masa, vitrin ve sandalyeler var. Masanın üzerinde mavi bir vazo ve çiçekler…

Yazar bu ayrıntılarla oyalanırken salona bir kadın girdi, üstünde bir şort ve kolsuz badisiyle, çekyatlardan birinin altından bir şey aldı ve tekrar çıktı gitti.

Yazar yarı fark etti, yarı fark etmedi bu durumu.

Kadının peşinden gitti tabi ki, salondan çıkar çıkmaz sağa döndü, antrede yürümeye başladı. Tuvaleti, banyoyu, yatak odasını, bir başka yatak odasını geçti ve üçüncü odaya, çalışma odasına girdi. Bomboş bir oda… ortaya bir bez serilmiş. Kadın bezin üzerine oturmuş, elini çamura bulamış alçıdan yapılma bir büst benzeri yuvarlağın üzerine çamurları yapıştırıyor, belli belirsiz bir dudak, burun, göz, kulak var… bir taraftan yerleştiriyor, iyice sıvıyor, sonra düzeltiyor ve söküp atıyor.

Oda bir balkona açılıyor, yazar kadının yanında geçip bu balkona gidiyor. Bu sefer manzara tamamen değişmiş. Bir cadde var ve yığınla otomobil, insan, dükkan, belli ki kadının evi ters yapılmış, evin arka balkonu asıl caddeye bakıyor. Bu yoğun manzara yazarın zihnini bulandırıyor, geri dönüp kadını seyretmeye başlıyor.

Kadının yanında duran telefon çalıyor tam o sırada. Kadın telefona uzanıyor, açıyor, omzuna sıkıştırıyor… yazar kadını seyrediyor, kadın büstü…

‘’iyi aşkım, senden ne haber? Ne yapayım, evdeyim, büst yapıyorum. Canım sıkıldı sabah sabah. Akşamda fazla içtik. Kalktım, nerdeyse kusacaktım, ilham geldi galiba, bende bilmiyorum. Sen neden gelmedin ki? Nöbette miydin, pardon ya söylemişlerdi, düşün artık ne hale geldim.

Yok ya o kadarda değil. Annem rahatsızlanmış dün, yanına gittim, doktor ilaç vermiş bir sürü, ona biraz sıkıldım, yaşlandı artık hala koşturuyor, beni dertlendiriyor. İlgilenmiyor ki kardeşim hiç, hayta ne olacak. Bu sıcaklarda oysa, öyle deme ama…

Sen gelsene buraya madem öyle, ha işin var, ne işin var, eh bizim senin gibi, ha güldürme beni, yok bizim aşkımız kızım senin gibi, sana aşkım diyorum ya! Ne zaman gideceksin e gel işte o vakte kadar, işten çıkar çıkmaz gelseydin ya, uyurdun burada, korkma yemezdim seni, kızlar zaten ben kalkmadan gitmiş. Ne bilirim nereye gittiler. Ara kendin sor. Hay Allah ya. Dün birde kandilmiş, bol bol kandilleştik sarhoş kafayla, aman nerden bileceğim, bir ara televizyonu açtı Hatice, orda dua okuyordu millet, bizde okumaya başladık.

Öyle deme ya, bir ara sana kandil mesajı atacaktık, bütün duaların kabul olsun diye. Tez evlenesin, ha ha, herkesin kendi ilgi alanı. Biz kaçırdık treni, ne treni, ben nerden bilirim, tren işte, öküz gibi seyrettiğimiz. Öyle derler ya…

Aman be tamam, ben bir şey demiyorum. Ne halin varsa gör. Tamam, buraya gelirsin o zaman. Ha bu gece, tamam kızım takıl sen. Bende burada sapığımla pinekleşirim karşılıklı. Gayet iyi aramız, daha çok rahatsız etmeye başladı. Evlenmek istiyormuş. Evli, olsun beni de istiyor. Ne yapsın, yaşlanmış artık, eh eşi de yaşlı, tatmin olamıyor herhalde, bana dikmiş gözünü. Olsun ya, uzaktan seyrettiği sürece. Tamam tamam yüz vermem rahat ol.

Tamam aşkım, evdeyim ben, gelirsin işte uymazsa, bay bay canım’’

Kadın bir taraftan konuşurken bir taraftan büstü iyice mahvetmişti, telefonu kapatıp kenara attıktan sonra büste daha bir dikkatli baktı ve canı sıkıldı. Ayağa kalktı. Derin bir of çektikten sonra banyoya gitti, ellerini yıkamaya…

Çamur ellerinden aktıkça daha da sıkıntılardan kurtuluyormuş gibi geliyordu kadına. Bunu yazar iyi biliyordu. Hissediyordu çünkü kadın hafifledikçe duygularının tırmanışa geçtiğini… kadın banyodan çıkıp mutfağa doğru yürümeye başladı.

Siyah saçlarını oldukça kısa kestirmişti bu heykeltıraşın son zamanlarda içine düştüğü bunalım tam anlamıyla bir aşk hikayesiydi. Yazar için anlatması zor, çünkü yazarda aynı sıkıntılardan muzdarip. Nihayetinde bu konularda tek taraflı anlatmanın hiç kimseye bir faydası olmadığı için yazarla karşılıklı bu konuyu hiç konuşmadılar.

Fakat yazarın bildiği kadarı ile kadın uzun süredir biriyle birlikteydi ve adam bir sabah hepsi bu kadar deyip çekip gitmişti.

Eh, normal bir olay bu. İnsanların hayat üzerine kurguladığı bağımlı ya da bağımsız değişkenlerin ortak noktası heyecan ve farklılık üzerine kurgulanıyor.

Hiç kimse bir noktadan sonra zorla bir ilişkiye katlanacak ya da tatmin duygusunu bir ilişki için törpüleyecek diye bir şey yok.

Yazarın korkuları ile bu kadının değişkenleri çok fazla farklılık göstermediği gibi, çok fazla olmasa da çatışıyordu. Ama bütün bu değerlerin ortalamasına bakıldığında ortaya bir çelişki çıkmıyordu.

İtiraf etmesi güç ama asıl enikonu düşünüldüğünde ortaya çıkan temel bir değer vardı o da bağlanmamak üzerine kurgulanmış bir heyecan dizgisi. Yalnız kadın bu ilişkiden tatmin olmamıştı. Olmadığı içinde ilişki eteğine yapışmış evinde her tarafından kadına göz kırpmaya devam ediyordu.

Şimdi; kadın buzdolabından kendine bir portakal suyu aldı ve salona geçti çoktan. Yazarda. Yazar bütün bunları anlatırken, kadın sehpaya portakal suyunu koymuş, CD çalarda bir marş çalmaya başlamıştı.

Yazarda her zaman ki yerde yerini aldı, yani pencerenin önünde, şöyle bir aşağı baktı, güneş sokağa vurmaya başladığından salona da geliyordu ve çocuklar sokakta ip atlamayı bırakmıştı. Arabaya yaslanmış gençler ise gözükmüyorlardı.

Karşı balkonda asılı çamaşırlar rüzgarla birlikte bir ileri bir geri sallanıyordu… geri kalan manzarada değişen pek bir şey yoktu, abla sildiği camı değiştirmiş, genç kız hala kitap okurken abi bisikletle uğraşmaya devam ediyordu…

Okuyucunun tahmin ettiği gibi yazar hikayenin sonuna geldi. Bakalım bu sefer nasıl olacak?

Kadın yazara dönüp dedi ki; akşam telefonuma mesaj atmış, okumadım bile, sadece defol git artık diye cevap yazdım dedi.

Yazar devam etti bu söz üzerine; hayatın, sana sunduğu bütün nimetlerin ortaya çıkaracağı tek etken iktidar arayışlarının erdemli ya da erdemsiz olması üzerinedir. Hepimiz defol git diyoruz ama hiç birimiz senin gibi haykırmıyoruz… seven aşkını söyler, sevmeyen susar…

Kadın duraksadı. Haydi o zaman, gidelim, bu evi satalım, hem sapığımdan hem de onun hayaletinden kurtulmuş oluruz.

Kurtulmayız dedi yazar, kurtulursun, çünkü sen kapıdan çıkıp gideceksin, ya ben?

Yayınlandı: on Temmuz 5, 2008 at 1:39 am Yorumlar Kapalı