Ergenekon ve Ekonomi

Eğer biri çıkıp derse ki Türkiye üzerinde oluşan ekonomik krizin gölgelenmesinde, iktidarın bu ekonomik krizi pas geçmek için bir anda darbe karşıtlığına soyunmasında, darbe karşıtlığından ziyade, kendine karşı yapılacak bir darbeyi engellemek için icraatlarına hız vermesinde Ergenekon’un hiç payı yok. Biraz tuhaf kaçar.
Olsun, bu da bir adımdır diye düşünebiliriz. Eğer sivil demokrasisi güçlü bir Türkiye istiyorsak bu da bir adımdır. Nihayetinde böyle girişime kalkışmanın, 1980’de kalkışanların verdiği zarardan ya da fazlasından-eksiğinden sonucu kestirilebilir gözükmüyor. (devamı…)
Şeytan – Tanrı ve Ben; Sana Açılan Kapı
Şeytan – Tanrı ve Ben; Sana Açılan Kapı
Geç Kalmış Bir Anlatı
Devrim kelimesinin kırmızı bakışları altında ezilirken tanrılar. Not düşmeli geleceğe.
Ellerini uzat. Bu herhangi bir hikayede, şiirde bahsi geçen, şairi terk eden sevgiliye yazılmış bir ellerini uzat değil.
Kelimeleri işaretlemeyi bırakmıştık falancalı tarihlerde, duvarda bir asa izi vardı, birde asılı duran çarmıh resmi. Şehveti yok ederken gölgelenmiş mektuplar, ayetler, unutulmuş bir insan resmi sıkıştırmıştık köşelere bir yerlere.
Bu öyle bir ellerini uzat.
Şeytandan gelen bir belirsizlikte değil. Kaldı ki belirsiz şeytandan gelecek bütün belirli nesnelerin işaret edeceği tek bir gerçek, kapı ve ömürsüzlük yoktur aldattığımız yarınlarda. Yarınları şeytan yaratmadığı için kendide bilmeyecektir ki belirsizlikten öteye uzansın söylemleri.
Yarınları kim yarattı?
Ben yaratmadım. Sen yaratmadın. Tanrı zaten suçlusu değil, şeytan desen hikayenin sadece başlangıç evresinde bir yılan…
Suçlusu kim ümitsiz ellerin?
Suçlusu olmaz ki yarınların. Hikayeyi kim yazmışsa o üstlenir edepsiz ürünlerini. Ve onları cezalandırır…
Taraf Olmak
Uçurtmayı vurur…
Dağı taşı kırı bayırı patikayı vurur…
Yüzü geleceğe dönük çocuğu, hasta yatağındaki hastayı, nezaretteki suçluyu, sokaktaki kadını vurur…
Solcuyu vurur, eşcinseli vurur, dindarı ayrı vurur-dinsizi ayrı vurur…
2 Temmuz
Şiddetin içinde barış istemek zordur…
Teori ya da pratik siyaset üretenlere gerek yok, sokakta, rast gele, hiç alakasız birine söylesen alacağın cevap belli; şimdi onda silah var vs vs…
Kaç cenazenin üzerinde yaşıyoruz haberin var mı senin?
Kaç şehit verdik, kaç arkadaşımız öldü, kaç kişi işkence gördü…
Hesaba gerek yok, ben söyleyeceğim, binlerce asker, binlerce polis, binlerce gerilla, binlerce militan… öğretmen, köylü… say say bitmiyor… (devamı…)
Defol Git Artık
Yazar çok düşünmüş, bir masal, bir heyecan ve çözememiş…
Bir masal gibi başlamak istediğini anlatmaya çalışıyor yazar. Ahenkli olmalı, şiirsel ve akıcı… masal gibi. Ve bütün noktaları koymalı. Çünkü başka bir dünya yok.
En sonunda başlayamamış tabi ki. Karar vermiş, masal gibi başlamak istediğini ama başlayamadığı için masal gibi başlamak istediğini yazmanın, masal gibi başlamaya eşdeğer olduğunu söylemenin yeteceğini düşünmüş.
Okuyucu kendi hayal edecek; portakalı soydum, başucuma koydum, ben bir yalan uydurdum…